9/04/2014

En Son Ölen Ümitlerdir 1.Bölüm (Bir Cinayetin Günlüğü)

0

1. Kitap (Ayrılıktan Önce) 
 
1.Bölüm (Bir Cinayetin Günlüğü)
       


      Bu insanlar,bu sade insanlar her biri kendince bir iki küçük endişeyle yaşayan sade insanlar nasıl da olağanüstü insanlarmış,Tanrım...
          Belki de insan dünyaya sadece hayatı boyunca karnını doyurmak ve giyinmekle uğraşmak için aç ve çıplak geliyordur.











       
En Son Ölen Ümitler...Mmm...Nasıl başlık ama.Son yılların en dramatik ve acıklı aşk hikayesini anlatacakları saatin yetişmesinden büyük bir heyecan duyarak matbaanın olduğu 6. kata çıktım.Hemen işçilere Şule hanımın gelip gelmediğini sordum.Buluşacağımız zamana neredeyse 7 dakika vardı.Matbaanın penceresinden Metbuat Sokağının* manzarasını seyrediyor,aynı zamanda kötü şeyler düşünüyordum.Ya Şule hanım gelmezse...Gelmezse gelmesin.Kim onun geleceğini garanti ede bilir ki?10 yıl önceki bir cinayet hakkında dün "Mahkeme Arşivinden" köşesinde yayımladığımız yazıdan sonra matbaayı aramış ve benimle görüşmek istediğini söylemişti.
            "Bir bilseniz o cinayetin altında neler neler yatıyor.Bir bilseniz 'E. isimli kız Az LTD holdinginin başkanı İ.N'yi namusuna dokunduğu için öldürdü.' cümlesinin arkasında ne sırlar saklı,o zaman mutlaka benimle görüşmeyi kabul ederdiniz."


Ben hemen “Siz kimsiniz ya?” diye sormuştum.

Kadının sesindeki kırıklık çok açıktı. “Ben E.nin en yakın arkadaşı,hatta kardeşiyim.Onun yaşadıklarını yazmanızı çok isterdim.İnanın,gazetenizin 10. Sayfasının konusu olan “Kaderler” köşesinin şah eseri olacak bu konu.” Biraz durdu ve yeniden konuşmaya başladı. “Leyla ve Mecnun,Romeo ve Juliet,Tristan ve İzolda…Hiç merak etmiyor musunuz,neden modern zamanda destansı bir aşk hikayesi yaşanmıyor?”

Ben soruyu cevaplamakta çok zorlanıp,sonunda demiştim. “Her halde şimdi bilim,teknoloji devri ya.İnsanlar hislerin,tutkunun ve romantik duyguların esiri olmuyorlar…”

Ama sözümü bitirmeme izin vermemiş ve hemen konuşmaya başlamıştı. “Yani diyorsunuz ki,bu devirde kimse kimseyi sevmiyor,öyle mi?”
Kendimi temize çıkarmak adına dediklerimi sigortalamıştım. “Hayır,sevmesine seviyorlar.Ama şimdiki insanlar daha soğukkanlı.Kalple değil,beyinle seviyorlar.Şimdiki aşklar karşılık beklenen aşklardır.”
Şule hanım,tabii ki,benimle aynı fikirde değildi. “Hayır,yanlış düşünüyorsunuz.Yat-rın saat 11’de matbaanıza geleceğim ve size en zor anlarda bile ümitlerini kaybetmeyen iki insanın en dokunaklı,en dramatik aşk hikayesini anlatacağım.”
Sonra adını ve soyadını söyleyerek matbaanın giriş bürosundan ona giriş kartı yaptırmamı rica etmiş ve telefonu kapatmıştı.Ve tam o anda ben yeni başlayacağım yazımın adını ‘En Son Ölen Ümitler’ koymaya karar verdim…
…Saat 11 oldu,11’i geçti.Kalp atışlarımı dinleyerek onu bekliyordum.Aksilik bu ya,telefonunu bile almamıştım.
Mektuplar bölümünde çalışan kadın bana yaklaştı ve elindeki mektup yığınını gösterdi. “Okuyucular son zamanlarda ‘Kaderler’ köşesinde hiç makale yayımlamayışımızın sebebini merak ediyorlar.”
“Biliyorum” dedim.
O da çocuk gibi dudaklarını büzdü. “Peki bir şey yazmayacak mısınız?Ne olur yazın.Biz de bu yazıları çok merak ediyoruz.Yabancıların saçma dizilerini ne zamana kadar izleyeceğiz?”
Bakışlarımı kadından ayırdım ve yine sokağa bakmaya başladım.Matbaaya girip çıkanlardan hangisinin Şule hanım olabileceğini tahmin etmeye çalıştım.
Kadının hala benden bir cevap beklediğini görünce gönlünü almak için birkaç kelime söylemek zorunda kaldım. “Sen düşünme bunları.Yazacağım ben.İşlerimi biraz yoluna koyayım.”
Şule hanımın bana anlatacakları ile bir hikaye yazacağım hakkındaki planlarımdan ona bahsetmedim.Önceden konuşmak bana hiç uğur getirmezdi.Hem bu planımın gerçekleşeceğinden o kadar da emin değildim.
Artık saat 11 buçuğu geçmişti.Şule hanımın beni nasıl kandırdığını düşünmemek için gazetenin dünkü sayısında çıkan ‘Zalim İntikam’ başlıklı yazıya göz atmaya karar verdim.
Şimdi bile hatırlarım,1995 Ekim’inde olmuştu bu olay.Bakü’nün en büyük özel şirketlerinden birinin başkanı N.İ.nin cesedi Sulu Tepe* civarında ‘QAZ 31’ model şirket arabasının içinde bulmuşlardı.Soğukkanlı bir şekilde,17 bıçak darbesiyle öldürülüştü…Bu olay o zaman bütün şehri sarsmıştı.Sonradan anlaşıldığına göre,N.İ sekreteri E.nin namusuna dokunmuş,kız da intikamını almış…Mahkeme kararıyla E. 12 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Okuyucularımızı devamlı olarak arşivdeki davalar hakkında bilgilendirmek matbaamızda bir gelenek haline gelmişti.Bu yazılar büyük ilgi topluyor,onları bir çok okuyucu kitlesi merakla takip ediyordu.Bir kaç kere sinirlerime hakim olamayıp arşiv yazılarının yayınını durdurmayı düşünmüştüm.Çünkü bazı kendini bilmez dostlarımız “Gazeteyi doldurmak için kullandıkları yollara bak” diyerek bize gönderme yapmışlardı.
Ama istemesem de,okuyucuları dinlemek ve seçimlerine boyun eğmek zorunda kalmıştım.Şimdiyse arşiv yazılarının yayınını durdurmadığım için şükrediyordum.Zaten Şule hanımın ortaya çıkması ve yazılacak yeni yazı her şeye değer bence.
Saat 1’i geçiyordu.Bu kadın neden böyle yaptı ki?Benimle dalga geçmekle eline ne geçti?Onun telefon sapığı olduğunu düşünmeye başlayınca daha da sinirlerim bozuldu.Ama sonra yeniden gözümü Metbuat Sokağı*na dikip beklemeye başladım.Bir kulağımsa kapı gıcırtısı,ya da hiç olmazsa telefon sesi duymayı bekliyordu.
…En Son Ölen Ümitler…Nasıl başlık ama.Gerçekten de ümit en son mu ölür?İnsanın bile kendisinden sonra mı?
Çok eskiden de insanlar ümitle yaşarlardı.İlk ümidi keşfedenin kim olduğunu bilmiyorum ama,bunun avlanmakla ilgisi olduğuna eminim.Yani dört ayaklı,vahşi insan taş aletlerle ava çıktığı zaman onun içinde ümit filizlenmeye başlamış.O bir şeyler avlayacağına,mağarasına eli boş dönmeyeceğine ümit etmiş.
Bin yıl geçse bile,insan en güzel becerisinden-ümitle yaşama becerisinden asla vazgeçmemiş.Gerçi şimdiki ümitler eskilere göre daha modernler.Ama içerikleri değişmemiş.Ümit insanı yaşatan en son nesne,son tutanaktır.Bazen ümit okyanusta batan birisi için saman çöpü gibi,kendi önemini kaybetse bile,yine de varlığın en önemli simgesidir.
…Ayakkabı tıkırtısı duyuldu.Acaba gelen o mu?..
…En Son Ölen Ümitler…Ya ümitler hiç ölmüyorsa?İnsan öldükten sonra onun içine çöküyorlarsa?Sonra da ruhla birlikte yaşıyorlarsa?Belki ruhun da ölmesine izin vermeyen bir gün cisme dönüşe bilme ümididir?
“Merhaba.Geciktiğim için üzgünüm.”
Tanrım!Evet,bu o.Şule hanım.
Sevinçten her an oynayabilirim.
“Zamanımız çok az.Sadece 1 saat.Ses kayıt cihazını açın da,başlayalım.Ama şimdiden söyleyeyim;hikayedeki tüm isimler değişecek.”
Kadın neredeyse30 yaşındaydı.Saçları sarıydı,ama boya olduğu belliydi.Çünkü kendisi esmerdi.
Masanın arkasına yerleşti.Ben de geçip karşısına oturdum.Kayıt cihazını başlatmadan önce, “Çay mı içersiniz,kahve mi?” diye sordum.
“Henüz hiçbir şey.”dedi ve az önce ileri sürdüğü şarta geri döndü. “İsimlerin değişeceğine söz veriyor musunuz?”
“Tabii ki.” Dedim hemen.
Gülümsedi. “Bu yazının ödülü de benim ama.”
Bunu da hemen kabul ettim. “Bu önemsiz bir şey.Önemli olan yazının iyi olması.”
Gözlerinden hüzün okunuyordu.Masanın üzerindeki kağıtları bir sola,bir sağa itekleyip duruyordu. “Şaka yapıyorum.Kötü şeyler düşünmeyin lütfen.”
Masanın üzerine iki sözleşme metni koydum. “Niye şaka yapasınız ki?Biz kapitalist bir ortamda yaşıyoruz.Burada her şey satılıp alına bilir.Ben profesyonelim,haberi parayla almaya alıştım.Hadi işi resmiyete dökelim.Sözleşmeyi imzalayın ve işe başlayalım.”
Kadın biraz tereddüt ettikten sonra devam etti. “Hayır.Bu yazının yayınlanması benim E.ye karşı olan borcumu ödemeye yardımcı olacak.Bütün bu yıllar boyunca ona yardım edemediğim için vicdan azabı çektim durdum.Hapishanede onu ziyaret bile etmedim.Anlayın beni,benim de ailem var.Kocam sert karakterlidir.Hapiste yatan bir kadınla arkadaşlık ettiğimi,onu ziyaret etmek istediğimi bilse neler yapar,düşünmek bile istemiyorum.”
Sonra su istedi.Su getirmeleri için talimat verip kadına döndüm.
Matbaanın kova gibi bardaklarından birindeki suyu yudumlayan Şule hanım dalmıştı.
“E. şimdi nerede?”
Sorumu duyunca irkildi.Cevap vermekte zorlandığını hissettim. “Her halde hapishanededir.Çıksaydı bilirdim.Hesaplarım doğruysa daha 2 yılı var.” Bardağı geri iterek sözlerine devam etti. “Bir adımı bile bensiz atmazdı.Her işini,hatta gelecek planlarını bile bana söylerdi.Hatta ne hissettiğini,duygularını bile bilirdim.Sanki ikimiz tek bir insandık.İdeal bir kızdı.Güzelliği karşısında her kes hayran kalırdı.Hayali moda evi açmak,modelleri etrafına toplayıp mankenlerle uğraşmaktı.Parasızlık batsın!Kardeşimi ömrü heba oldu…”
Boğazının düğümlendiğini hissettim.Çantasından bir mendil çıkarıp gözlerini sildi ve devam etti. “Hikayede E.nin isminin Naile olmasını istiyorum.Naile adını çok severdi o.Kızımın adını Naile,oğlumun adını İlqar koyacağım derdi hep.R.nin adı da İlqar olsun.”
“R. kim?” diye sordum hemen.
“Nasıl yani kim?E.nin hoşlandığı çocuk işte.Aşk hikayesinin ikici karakteri.”
“Peki ya N.İ ?Ben baş karakterlerin E ve N.İ olduğunu sanıyordum?”
“O yaşlı moruğun adını Abbas yazın.Allah kötü niyetlilere ne yapacağını bilir.Kara çalı gibi girdi aralarına çocukların.Zavallıların hayatlarını mahvetti…Hepisinin isimlerini değiştirin…Sadece benimkini değiştirmeyin…” Saate baktı. “Vay canına.Saat ne çabuk 3’e geliyor?Lütfen açın ses kaydediciyi.Saat 3’e kadar zamanım var.Kocam gelip de beni evde bulamazsa biterim ben...

  
 * Metbuat Sokağı - Metbuat Prospekti denilen,Bakü'de bir sokak ismi.  
             *Sulu Tepe - Bakü'de kasaba ismi.



                                                                Yazar: Varis





Logo Design by FlamingText.com

0 yorum:

Yorum Gönder

Seymen. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Kitapların tozunu alan canlar :)